İlk yarıda 45,8 milyar cari açık verdik
Bilgisayar oyunları sağlığı tehdit ediyor!
Email: postakutusu19@gmail.comGelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerin ‘yarım elma gönül elma’ babında herhangi ciddi bir ayrım yapmadan (literatürde yapılmış olabilir) kendileri haricindeki geri kalan yaklaşık 150 ülkeyi gelişmekte olan ülkeler payesi vererek onore ettiklerini sanmalarından, bu ülkelerde yaşayanların ise bu paye ile kendilerini gelişiyor zannetmelerinden başka birşey değildir aslında. Bu payeyi uzun yıllardan beri elinde bulundurmasına rağmen içlerinden hiç birinin artık ‘gelişmişler’ sınıfına atlayamaması bu sınıfın tembeller sınıfı olduğunu mu gösterir yoksa daha kaliteli liseye gitmesi öğretmenin kanaat notuna bağlı olan Alman ilkokullarındaki yabancı öğrencilerin düştüğü durumun makro örneği midir? Bir sınıfın komple bu kadar tembel olması mümkün müdür? Eğer değilse iki ihtimal söz konusu: Ya gelişmişler sınıfındakiler alt sınıftakilerin arasına nifak sokarak (komplo teorisi diyelim) onların çalışmalarını engellemeleri yahutta gelişmekte olan ülkelere verdikleri her türlü desteği (TV, Buzdolabı gibi) vermelerine rağmen gelişim iksirini vermemelerinden kaynaklanıyordur. Üçüncü bir ihtimal ancak bu iki ihtimalin sınırlarına dahil edilebilir diye düşünüyorum. Bu genel ve geniş açıklamayı yapmak zorundaydık, zira gelişmekte olan ülkelerde şehir sorunu anlamaya çalışmak aslında temel kavramların yerli yerine oturmasıyla mümkündür.
Aslında asıl anlatmak istediğimiz şeyin „hızla büyüyen şehirler“ olmasına rağmen konuya buradan girmemizin sebebi şu: Gelişmekte olan şehirlere mi sahibiz, yoksa hızla büyüyen şehirlere mi? Bu iki kavram arasındaki farkı ortaya koymak gerekir. Her ikisi bir arada olması da muhtemeldir. Bu durumda gelişmiş ülkelerin şehirlerini büyümeyen ve gelişmelerini tamamlamış şehirler olarak mı adlandıracağız? Ya da daha doğrusu “gelişme” kavramını çok iyi anlamamız gerekiyor. Gelişmek sadece büyümek ve GSMH’da belli oranda artıştan mı ibarettir? Gelişme dediğimizde “büyüme hızı” kavramını mı dikkate alacağız? Ya da söyle diyelim; gelişmekte olan ülkelerin gelişmeleri, onların gün geçtikte daha müreffeh daha streessiz yaşam sürmeleri anlamına geliyor mu? Gelişmekte olan ülkeler bu yönde göze çarpan bir gelişme gösteriyorlar mı? Ya da gösterdikleri çabanın karşılığı olacak bir gelişmişlik örneğini içlerinden çıkarıp en azından “bakın bu arkadaşımız da bizim sınıftaydı ama bu işi başardı” diyebılızorlar mı? Farkında olmuyoruz ama zaman çabuk geçiyor. “Henüz yolun başındayız ve gelişmemizi en kısa zamanda tamamlayacağız” diyenlere savaştan çıkalı ve cumhuriyeti kuralı bir asıra yakın zaman geçtiğini hatırlatmak isterim.
Gelişmis ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler (bu sınıflamayı doğru bulmamakla birlikte şimdilik kullanmak zorundayım) mukayese edildiğinde belki dikkatlerden kaçan en önemli ayıraç; gelişmekte olan ülkelerde nüfus ve nüfusun hareketliliğidir (yurt içi göçler ve merkezlerde birikmeler).
Gelişmiş olmayı daha ”müreffeh” bir yaşamı halkına sunabilmiş olmakla açıklıyorsak, gelişmekte olan ülkeler nüfus artışlarını kontrol etmedikleri, yahut nüfus dağılımını dengeleme politikalarını gütmedikleri sürece ellerindeki kısıtlı bütçelerini sürekli artan talebi karşılamaya ayırırlar. Bir de yanlış yapılan yatırımlara ayrılan ödenekler ile bu yatırımların fiziksel yanlışlıklarını hesaba katınca gelişmekte olan ülkelerin aslında hareketli olduklarını ama hareketin müreffeh topluma doğru değil bulundu fasit daire içerisinde olduğunu görmek hiç de zor olmasa gerek.
Şehirlerimiz büyüyor mu? Gelişiyor mu? Eskiye göre daha müreffeh şehirlerde mi yaşıyoruz? Bu sorulara doğru yanıtlar bulmak zorundayız. Gelişmemiz devam ettiğine göre 10 yıl sonra daha müreffeh şehirlerimiz olup olamayacağının cevabı “gelişme” kavramından ne anlatıldığı, ya da bize ne anlatılmak istendiğinde saklı.
Dünya’nın bilmem kaçıncı yüksek gökdeleninin ön sokağında bir araç çukura batabiliyorsa, arka sokağında da kıyametler kopuyorsa, ve siz bana “geliştik kardeşim, zira en yüksek gökdelen bizde, hatta dünya bankası da buraya en büyük şubesini açtı, daha ne olsun” diyorsanız, sizinle gelişme kavramlarına bakış açımız farklı olduğunu söylemek zorundayım. Otobüslerde sıkışan insanların artık metrobüslerde sıkışmasının gelişme olmadığını söylememiz, insanların hizmetine yeni araçlar sunanları ve hizmetlerini eleştirmek değil, yalnıca sorunun daha derinlerde bir yerlerde olduğunu göstermek içindir.
20.01.2010
25.01.2010
Bu Yazı 11097 Kez Okunmuş