Email: aziz-kilic@hotmail.comTürkiye`de cumhuriyetle birlikte özellikle deniz ulaşımına yakın bulunan batı
bölgelerinde hızla gelişmeye başlayan sanayinin büyümesi, gelişmenin baş gösterdiği
yerlerde personel ihtiyacını da artırmıştır.
Cumhuriyet sonrası ortaya çıkan sanayide istihdam
edilecek personel ihtiyacı, şehirlere göre nüfusun daha fazla olduğu kırsal yörelerden sanayi
bölgelerine yapılan göçle giderilmeye çalışılmıştır. Ancak; bu çözüm başta yeni gelenlerin
iskan sorunu olmak üzere bir çok sorunu da beraberinde getirmiştir.
Sanayi şehirlerinde hızla artan bir şekilde ortaya çıkan iskan yani barınma ihtiyacı
karşısında, devlet ve devletin bu konuda örgütlü yapısı olan yerel yönetimler de hazırlıksız
yakalanmış ve soruna zamanında müdahale edememişlerdir. Devletin yerinde ve zamanında
müdahalede bulunmayışı sanayileşmenin getirdiği iskan ihtiyacını daha büyütmüş ve içinden
çıkılmaz bir hale sokmuştur. Sorundan doğrudan etkilenmiş olan şehirlere sonradan gelen
insanlar, çözümü kendileri aramışlar ve sonunda süreci daha önce yaşayan diğer ülkelerde
olduğu gibi gecekondu tipi yerleşim sistemi Türkiye’ye de egemen hale gelmiştir.
Plansız ve düzensiz bir yerleşim sistemi demek olan gecekondu tipi yerleşim,
özellikle hazine arazileri üzerinde gelişmiştir. Bunun yanı sıra diğer alanlarda da yapılan
binalar genellikle plansız ve projesiz neredeyse tamamen teknik bir çalışma olmadan
gerçekleştirilmiştir. Şehir, teknik elemanların değil adeta emlakçıların elinde gelişigüzel
şekillenmiştir. Ucuz malzemeden yapılan gecekonduların yanında, beton gibi modern
malzemeler kullanılarak da apartman tipi evler inşa edilmiş, ancak bu yapılarda gerek estetik
gerek sosyal anlayış açısından hiçbir unsura dikkat edilmemiştir. Geç devirlerde zaman zaman
yerel yönetimler tarafından değişik zamanlarda yapılan imar planları ise, mevcut yapılanları
yasal zeminlere oturtmaya çalışma çabalarından öteye geçememiş ve yeni yaklaşımlar da
sanayiinin geliştiği şehirlerde hızla artan nüfus karşısında, kısa sürede uygulanabilirliğini
yitirmiştir. Boş olan iskana uygun hazine arazileri, daha imar planları hazırlanamadan kısa
sürede eğreti yapılarla dolmuş, bu durum karşısında devlet tam anlamıyla neredeyse aciz
kalmıştır. İmara açılması doğru olmayan orman, kıyı, akarsu yatağı, göl, ve içme suyu
havzaları gibi alanlar bile işgal edilmiştir. Üniversite, lise, ilköğretim gibi eğitim için ayrılan
alanların bile bir çoğu bu sondan kurtarılamamıştır.
Tüm bu düzensiz yapılaşma, en başta altyapı olmak üzere beraberinde bir çok sorunu
da körüklemiştir. Yapılan içme suyu ve altyapı hatları, enerji ve telefon hatları gecekondular
ve onların yanında yapılan ilave ve kaçak inşaatlar ile birlikte kısa sürede yetersiz hale gelmiş,
şehirler adeta su, elektrik, telefon gibi altyapı nimetlerinden yoksun köylere dönmüştür.
Bunun yanında hava kirliliği gibi ciddi çevre sorunları da kendisini göstermiştir. Bu sorunlara
ilaveten trafik sorunu da büyük bir sorun olarak ortaya çıkmış, raylı sistemler gibi toplu
ulaşım sistemlerinin olmayışı ve taşımanın neredeyse tamamının karayolu ulaşımına endeksli
olarak gerçekleştirilmesinden dolayı, ulaşım sorununu da içinden çıkılmaz bir kangren haline
getirmiştir.
Şehirlerde görülen tüm bu sorunlara ilaveten bir diğer sorunda mevcut eski yapıların
gereken saygıyı görmeyişi ve bilinçsiz bir şekilde tahribata uğraması olmuştur. Kuşkusuz
ülkemizde bunun en çarpıcı örneği, sorunun en çok görüldüğü şehir olan İstanbul’dur.
İstanbul’da nerdeyse tüm tarihi binalar, ya tahrip edilmiş ya da boğazdaki yalılar gibi yok
edilmiştir. Düzenli bir imar uygulaması yapılmadığı için, tarihi değerler bir bir yok edilmeye
başlanmıştır. Düzensiz imar uygulamaları, şehrin cazibe merkezlerini Eminönü, Fatih gibi bir
iki alana yığılmasına sebep olmuş, başta trafik olmak üzere çeşitli sorunlar artmış ve ortaya
Bir şehrin gelişimi için en önemli görev, emlakçılardan önce şüphesiz teknik
elemanların olmalıdır. Bir şehir gelişimi öncelikle jeoloji gibi yer araştırmacıları öncülüğünde
şehir bölge plancılarının başını çektiği bir ekip elinde şekillenmeli, mimarlar, inşaat
mühendisleri, makine mühendisleri, elektrik mühendisleri gibi elemanların içinde bulunduğu
bir ekip tarafından uygulanarak yaşanabilir bir şehir kurulmalıdır. En son üretilen iskana
hazır mahaller emlakçı elinde arz edilebilir. Böylece, önce altyapısı oluşturularak üretilen
modern ve sosyal anlayışın hakim olduğu estetik yapılar şeklinde oluşan şehirler elde edilmiş
olur. Eğer, yeni yerleşim ihtiyacı söz konusu ise, yeni şehir edinmenin yolu bu şekilde işin
uzmanlarının katkısıyla olanı olmalıdır.
İstanbul gibi, tarihi dokuya her türlü saygısızlığın yapıldığı, her türlü estetik ve sosyal
anlayıştan uzak yapıların egemen olduğu, emlakçıların elinde şekillenmiş bir şehirde nüfus
hala sürekli artmaya devam etmektedir. Üstelik İstanbul’a finans merkezi olma gibi yeni
ödevler de biçilmekte ve bu da nüfus artışını körüklemektedir. İstanbul’un artan nüfusu için
yeni bina ve yeni yerleşim alanları ihtiyacını, bunlarla birlikte ortaya çıkacak yeni ulaşım
sorunlarını da beraberinde getirmektedir. En doğru olan, daha sonra kontrolü elimizde
olmayacak olan aniden belirmesi olası sorunlara karşı, inisiyatif elde iken uygulanabilir
bir planlama ile doğru çözümler ortaya koymaktır. İstanbul gibi bir şehirde, yeni yerleşim
alanları inşasını emlakçıdan önce teknik elemanların yapması daha da önemlidir. Bu çözümler
hükümetin açıkladığı şehirler ve yeni kanal projesi olabilir. Yeter ki, ortaya konan öneriler,
çevresel, tarihsel ve sosyal değerlerle uyumlu olsun. Bunun yanında fizibilitesi iyi yapılsın ve
halkı düşünen sosyal ve çevresel projeler olsunlar.
Bu anlamda; İstanbul’un Anadolu ve Avrupa yakalarının Karadeniz kıyılarında düşünülen
yeni şehir projeleri tüm bu değerleri şeffaf bir şekilde ortaya koyarak açıkladığı sürece uygun
çözümler olabilir. Bunun yanında, boğazı bypas edeceği düşünülen kanal projesinin tüm
çevresel, sosyal ve tarihi açılardan şeffaf bir fizibilite ortaya konarak ilgili resmi ve sivil
kuruluşların görüşleri alındıktan sonra yapılması yararlı olabilir. Yapılacak çalışmaların
maliyeti ikincil değerde olup, önemli olan alınacak azami faydadır.
26.06.2011
Bu Yazı 3359 Kez Okunmuş