İlk yarıda 45,8 milyar cari açık verdik
Bilgisayar oyunları sağlığı tehdit ediyor!
[TEKNİKGÜNDEM ANALİZ] - Daha önce taliplilerin bizzat çiçeklerle istemeye geldiklerini biliyoruz. Ve son aldığımız haberler danışmanlık ihalesinin yapıldığı yönünde. Yani artık iş kimin alacağını tespit etmeye kalmış durumda.
Özelleştirmeler…
Türkiye’de güzel şeyler de oluyor. Bunu en güzel göstergesi Türkiye’nin kurum ve kuruluşlarının taliplerinin fazla oluşudur. Avrupalı ve Asyalılar açık ya da kapalı, doğrudan yahut dolaylı bir şekilde ülkemizin güzide kurumlarına talip olduklarını çeşitli şekillerde dile getiriyorlar. Talip olduklarına göre ‘talip olunan’ın bir cazibesi söz konusu.
Şimdi burada hangi ekonomik modelin doğru olduğunu tartışacak değiliz ancak bilinen bir şey var ki; çağın para bulma yöntemi özelleştirmeler. Artık buna inandırıldı mı dersiniz yoksa gerçek bu yönde mi bunu çağın içinde bulunanlar olarak kesin bilmemiz mümkün değil. Tarih hem yapılan icraatları hem de modelleri yargılayacaktır.
Tüm bunları şunun için söylüyoruz
Efendim; İstanbul’umuzun güzide iki kuruluşu (İGDAŞ ve İDO) satış aşamasına gelmiş durumda.
Daha önce taliplilerin bizzat çiçeklerle istemeye geldiklerini biliyoruz. Ve son aldığımız haberler danışmanlık ihalesinin yapıldığı yönünde. Yani artık iş kimin alacağını tespit etmeye kalmış durumda.
Özelleştirme uzun süreli politikalar sonucunda yapılırsa az da olsa hak vermekten yanayız ancak Türkiye’nin iyiye gittiği söylendiği dönemde borçları kapatabilmek için özelleştirme yapılıyorsa yapılan işte bir ya da yapılan önermede sorun var demektir. Zira borç kapatmak için mülk satan tüccarın durum iyi diyemezsiniz. Yani ya tüccarın durumunda ya da yaptığı icraatta bir sorun var demektir.
Özelleştirmecilerin ısrarla tüm dünyada trend bu yönde, bizde elbette satacağız şeklinde diklenmelerini ‘grip aşısı’ yaparak sakinleştirebiliriz.
Neden grip aşısı?
Zira daha çok kısa bir süre önce trend grip aşısının elzem olduğu yönündeydi. Grip aşısına olan gereklilik ve bu aşının çıkış nedeni gibi tüm kuşkular milyar dolarların banka hesaplarında yer değiştirmesiyle birlikte unutulup gitti. Şimdi sormadan edemiyoruz. Acaba o gelişmiş ülkelere özelleştirmeleri anlatanlar ile grip aşısı satanlar “siyam ikizleri” olmasınlar?
Neyse konumuz bu değil.
Bizim konumuz net karları ile birilerinin iştahlarını kabartan kurumların satılması ve biz diyoruz ki; Bu şirketler ne olarak kar ediyorlarsa, bu şirketler istihdam sağlıyorlarsa, bu şirketler aynı zamanda vergi de veriyorlarsa bu şirketleri taksitle satmak niye?
Bunları artık satış aşamasına girmiş şirket için yazmıyoruz aslında, biz bunları gelecek için yazıyoruz. Zira hala satılabilecek ama satılmaması gereken o kadar çok gücümüz var ki.
Örnek mi?
Ziraat Bankası. Geçen yıl 3,5 milyar net kar elde etmiş. Ve onunda dedikoduları yapılıyor. Yerli bir firmanın almasının imkânsız olduğu söyleniyor. 3,5 milyar kar elde eden şirketi siz kaça satarsınız. Ya da alacak olsanız ne dümenler çevirirsiniz bir düşünün ve sonra tekrar “vatandaş” kimliğinize dönüp içinizdekini haykırın.
Şayet elinizdeki kıymetli ise onu almak için çok dümen çevirenler çıkar.
Nice uzmanlar satılmalıdır diye raporlar yazar.
Nice uzmanlara satılmalıdır diye raporlar yazdırırlar.
Bu söylediklerimiz “vehim” değil elbet. Ama varsın olsun. Eğer devlet idaresinde iseniz size biraz da “hüsnü kuruntu” yakışır.
Hadi diyelim ki; paraya sıkıştınız ama söylemeye çekiniyorsunuz. Hadi diyelim ki; özelleştirme yapmak zorundasınız. O zaman iki temel hususa dikkat etmek zorundasınız. Birincisi mali açıdan size kafa tutacak güçler oluşmamasına özen göstermelisiniz. Ziraat Bankası örneğini verdik bu denli önemli maddi kaynağı elinde tutacak olan size babalar gibi kafa tutacaktır haberiniz olsun. İkincisi ise stratejik öneme haiz kuruluşlarınızı özelleştirirken en kötü senaryoları da çalışmış olmanız gerekir.
TEKNİKGÜNDEM olarak eleştirilerimizi teknik konular çerçevesinde tutmaya özen göstermekteyiz. Aranızda bu kez çizmeyi aştınız diyenler olabilir ancak bilinmesini isteriz ki; şayet çizmenin içinde bizde var isek, kafamızı uzatıp durun demek en doğal hakkımız diye düşünüyoruz.